Emeklilik sürecimle birlikte sabah rutinlerim büyük ölçüde değişti. Kahvaltılarımız artık geç saatlerde gerçekleşiyor. Genellikle bu keyifli anların ardından eşimle birlikte çaylarımızı yudumlayarak evde film izlemeye koyuluyoruz.
Bir gün, izlediğimiz film sırasında ekranın köşesinde oyuncuların isimleri geçerken, sahne arkasındaki kadifemsi bir ses yankılandı: “Birçok insan, yapmak istediklerini gerçekleştiremeyip en büyük pişmanlıklarını yaşar. Bu duygular sıkça ‘keşkeler’ ve ‘acabalar’ ile beslenir.
Sıklıkla aklımızda döner durur bu sorular: ‘Keşke yapsaydım!’ ya da ‘Acaba nasıl olabilirdi?’ Bu içsel çatışmalarla başa çıkmaya çalışırken, geçmişe dair kararlarımızın gölgesinde kayboluruz.
Şimdi bir an için gözlerinizi kapatın ve bu duyguyu en son ne zaman hissettiğinizi düşünün. Kalbiniz ve aklınız tamamen pişmanlığa kapıldı mı? Eğer öyleyse, önce kendinize, ardından da sizi bu pişmanlıklara sürükleyen kararlara hesap verin…”
Ben, “ben” demeyi pek seven biri değilim. Kendim için bu kelimeyi kullanmayı tercih etmiyorum, başkalarının da sık sık kendinden bahsetmesi beni rahatsız ediyor. Bugün, sabrınıza sığınarak bu sözlerin ardından yaşadığım duyguları paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, hayatım boyunca hiç “keşke” demediğimi belirtmek isterim. Bu sözcüğü, sizi etkilemek adına değil, yalnızca kendi gerçekliğimi anlatmak için kullanıyorum. Gerçekten de, yaşamımın hiçbir döneminde pişmanlık ifadesine başvurmadım.
Çünkü kendimi anlamaya ve tanımaya çalıştım. Kişisel gelişim uzmanları buna “farkındalık” diyor. Düşüncelerimi, hislerimi ve bedenimde hissettiklerimi yargılamadan, gerçek kimliğimin farkına vardım. Kendi gücüm, fiziksel özelliklerim ve duygusal mantığım üzerine düşündüm.
Bütün bu sorulara yanıt ararken, akıl süzgecimden geçirerek hayatımı yönlendirdim. Karar vermeden önce, her seçimin bana neler kazandıracağını ve neler kaybettireceğini hesap ettim. Sürekli olarak, kalbimin istediklerini mantığımın çerçevesinde değerlendirdim.
Bazen mantığım duygularımın önüne geçmişti; bazen de kalbim mantığıma karşı çıkarak içimden geleni yapmamı sağladı. Yine de her seferinde bilerek ve isteyerek hareket ettim. Mantığım ve duygularım birlikte istediği halde yapamadığım şeyler de oldu.
Ancak bunlar için de güçsüz olduğum için yapamadım ve yine “keşke” demedim.
Toplumda değer verilen özellikleri anlatırken insan kendini kaybedebiliyor. Gerçek hislerini saklama, gizleme veya yok sayma eğilimi, toplumsal normlar nedeniyle güçleniyor. Şimdi bu sözlerin bende yarattığı derin etkiye gelelim.
İnsanlar savunma mekanizmalarını kullanırken, çoğu zaman kabul edilemeyecek eylemleri bahanelerle haklılaştırmaya çalışır.
Filmdeki kadın, “hayatımızdaki en büyük pişmanlık, yapmak istediklerimizi yapamadığımız zamanlarda hissedilir” derken, belki de içimde patlayan duyguları yeniden hatırlattı. Geçmişte, cesaretim yetmediği halde güçlü görünmek adına mantığımı bastırdığım çok olmuştur.
O an, bu sözlerin yalnızca bir ifade olmadığını, kişisel bir yolculuk olduğunu bir kez daha fark ettim.
Kendime sorduğum soruların yanıtları, aslında ne kadar çok pişmanlık yaşadığımı gösterdi. “Keşke yapsaydım” ve “acaba nasıl olurdu” gibi sorularla dolup taşmak yerine, yaşadıklarım ve sonuçlarıyla yüzleşmeye ihtiyaç var. Herkesin hayatında bu tür anlar vardır.
Önemli olan, bu pişmanlıklarla nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmektir. Yaşanmışlıkların bize kattığı derslerle ilerlediğimizde, geçmişle barışık olabiliriz.