Mizahi anlatım, edebiyatımızda özel bir yer tutar ve bu yönüyle toplumsal konuları ele alırken farklı bir bakış açısı sunar. Günümüz siyasetinde, kısır çekişmelere yol açan ve insanları kutuplaştıran bir dilin egemen olduğunu görmekteyiz.
Bu çirkin iletişim tarzı, bizleri etkileyerek siyasi programları izlemekten kaçınır hale getiriyor. Artık kendi görüşlerimizi rahatça ifade edemez olduk.
Farklı düşünenlerle derin bir diyalog kurmak, çoğu zaman imkansızlaşıyor; çünkü çoğu kişi kendi fikirlerinin dışında kalan düşüncelere karşı savunmaya geçiyor.
Ben, yazılarımda ciddi çalışmalar yaptığımı düşünüyorum ve bu nedenle yazdıklarımın, benimle farklı düşünen kişiler tarafından da okunmasını umuyorum. İşte bu yüzden, mizahi bir anlatım tarzını benimseyerek, okuyucularıma düşündürücü bir fıkra paylaşmak istiyorum.
Ancak fıkranın içeriğiyle ilgili yorum yapmamayı tercih edeceğim; bunu tamamen okuyucularıma bırakacağım. Zira fıkraların temel amacı, hem gülümsetmek hem de düşündürmektir. Mizah, hiciv, ironi, kara mizah ve komiklik gibi unsurları içinde barındırarak topluma ayna tutar.
Şimdi, sözlerimi daha fazla uzatmadan fıkrama geçmek istiyorum. Umarım, içinde bulunduğumuz bu günlerde barışa katkı sağlar. İşte fıkramız:
Bir zamanlar, evinin alt katını hayvan beslemek için kullanan bir köylü, sayıları artan hayvanların gürültüsünden son derece rahatsız olmaya başlar. Bu gürültü, ailesinin huzurunu bozarak uyku bile uyutmaz hale gelir.
Köylü, bu durumu çözmek için kasabanın kadısına başvurmaya karar verir. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde, kadıya “Kadı Efendi, benim büyük bir sorunum var,” der.
Kadı, “Buyur evladım, seni bu kadar sıkıntıya sokan sorun nedir?” diye sorar. Adam, ahırında on iki hayvan olduğunu ve bu hayvanların gürültüsünün uyku ve iletişimlerini nasıl engellediğini anlatır.
Kadı, adamın niyetinin ciddi olduğunu görünce, “Kolay evladım, senin sorununu çözmek için bir yol göstereceğim,” der. Küçük bir kağıda bir şeyler yazıp, “Ahırdaki bütün hayvanları evinize çıkar, bir gün sonra tekrar bana gel,” diyerek kağıdı adama verir.
Köylü, kadının kendisiyle dalga geçtiğini zanneder. “Kadı Efendi, şaka mı ediyorsunuz? Zaten gürültüden rahatsızım, şimdi hayvanları evin üst katına çıkarırsak ne olacak?” diye karşılık verir. Kadı, “Sen benden sorununu çözmemi istemedin mi?” diyerek adamın yanıtını sorgular.
Adam kabul eder, ancak kadının önerisini anlamakta zorluk çeker.
Geri dönerken kafasında bir soru işaretiyle, “Acaba kadı doğruyu mu söylüyor?” diye düşünmeye başlar. Ciddiyetle yol gösterdiği için onu dinlemeye karar verir. Gece, tüm hayvanları evin üst katına çıkartır ve geceyi zor geçirir. Sabaha ulaştığında, “Kadı Efendi!
Bütün gece ayakta kaldık, yatacak yerimiz bile kalmadı,” diyerek kadıya koşar.
Kadı, “Hah! Şimdi en büyük hayvanı ahıra indirip, sabah tekrar bana gel,” der. Adam, kadının önerisini uygular. Ertesi sabah kadıya geldiğinde, “Bugün sanki dünden daha rahatız,” der. Kadı, “O zaman diğer büyük hayvanı ahıra indir ve yarın tekrar gel,” talimatını verir.
Adam, her gün bir hayvanı ahıra indirerek ilerler. Tüm hayvanların tekrar ahıra döndüğü gün, kadına koşarak gelir ve “Allah senden razı olsun Kadı Efendi! Sayende bütün ailece rahatladık! Meğerse dünyada ne kadar huzur varmış!” diyerek minnettarlığını sunar.
Mizahın bu türü, düşündürürken hem güldürmeyi başarır. Bu fıkranın da bizlere vermek istediği önemli bir mesaj var. Umarım, bu mesaj toplumsal barışa katkı sağlar.